Profil de gülsümGÜLSÜMPhotosBlogListesLivre d'or Outils Aide

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler! Lütfen chat box vb.ağır gif resimler

bırakmayın.sistemi ağırlaştırdığı için siliyorum.teşekürler..

Commentaires (68)

Veuillez patienter...
Le commentaire entré est trop long. Raccourcissez-le.
Vous n'avez rien entré. Réessayez.
Il est actuellement impossible d'ajouter votre commentaire. Réessayez plus tard.
Pour ajouter un commentaire, tu dois avoir l'autorisation de tes parents. Demander l'autorisation
Tes parents ont désactivé les commentaires.
Il est actuellement impossible de supprimer votre commentaire. Réessayez plus tard.
Vous avez dépassé le nombre maximal de commentaires qu'il est possible d'envoyer le même jour. Réessayez dans 24 heures.
Votre compte a pu laisser les commentaires désactivés parce que nos systèmes indiquent que vous risquez d'arroser d'autres utilisateurs de messages. Si vous pensez que votre compte a été désactivé par erreur, contactez l'assistance en ligne de Windows Live.
Effectuez la vérification de sécurité ci-dessous pour finaliser l'envoi de votre commentaire.
Les caractères entrés pour la vérification de sécurité doivent correspondre à ceux de l'image ou du fichier audio.

Pour ajouter un commentaire, connectez-vous avec votre identifiant Windows Live ID (si vous utilisez Messenger ou Xbox LIVE, vous avez un identifiant Windows Live ID). Connectez-vous


Vous n'avez pas d'identifiant Windows Live ID ? Inscrivez-vous

1 Fév.
Mona-Lise Aysea écrit :
BEN ARKADASiM VE DANiMARKA
HAYIRLI CUMALAR
AYSE
 

Hilsen / godnat / glitter Pictures, Images and Photos

24 Oct.
ahmed aka écrit :
Hoş geldin Sultanım!
 
Hoş geldin ateşim, yangınım, külüm. Ateş oldun. Avucumda tutamadım seni. İçime düştün. Kalbimin karasına çaldım kor yüreğini. İbrahim [as] gibi gülden ateşlere düşürdün canımı.

Ey "kavurucu ateşim" akla beni, yak kirlerimi. Ey yangınım, sen başkalarına sakla serinliğini, küle çevir bedenimi, benliğimi.

Bir yangın yeridir Ramazan. Yüreğinin taraçalarına ötelerden kıvılcımlar sıçratır. Alnına göklerin sıcağını düşürür. Secdelerce ısınır yüreğin. Ilık yağmurlar üşüşür tenine. Rahmetle ıslanırsın. Merhamet denizinde yıkanırsın. Ezelde ruhuna dokunan kutlu sesin yankısı yeniden erişir kulağına.

Hoş geldin yolum, yoldaşım, menzilim.
--------------------------------------------------

Yol oldun ruhuma. Dünyanın telaşından çekip aldın beni. Kalbimin serin vadisine taşıdın nefsimi. Beni benimle yeniden tanıştırdın. Yûnus [as] gibi denize attın, geceye bıraktın, balığın karnına soktun nefsimi. Kuraların hepsi bana çıktı. Nasıl da tanıdın "efendisinden kaçmış köle"yi? Ey yoldaşım, kötülerden sakla beni. Yolda bırak nefsimi.

Bedenine konuktur Ramazan. Tenine yeniden ruh üfler gibi sessizce gelir, sessizce gider.

Derin bir nefes gibi dudağından kalbine müjdeler yollar. Benliğin kabuğunu kırar, bencilliğin göğsünde yaralar açar. Seni sana bitiştirir. Maddenin labirentlerinde kaybolmuş ruhunu kardeş ruhlarla yeniden buluşturur, yeniden barıştırır.

Hoş geldin ay yüzlüm, hilâl kaşlım, sevgilim.
---------------------------------------------------------

Can oldun tenime. Yeryüzünün cezbesinden kopardın beni. Göklerin temâşasına kaptırdım gözlerimi. Yüzümü kutlu aynalarda seyrettim. Rüyânı görmek için Yûsuf [as] gibi kuyulardan topladım hücrelerimi. Ey göklüm, yanına al beni. Yüz üstü bırak kibrimi, bencilliğimi.

Zamanın kutsanışıdır Ramazan. Hilâlin dokunuşuyla zaman mekana galip gelir. Kutsallık yörene gelir, yanına varır, eline doluşur. Sen onu arayıp bulmazsın, o seni bulur ve kucaklar. Sanki kıble sana yönelir. Sanki seccaden alnını öper. Sanki Kâbe sana yanaşır. Sanki En Sevgili [asm] evine konuk olur. Nereye gidersen git, yanında kalır Ramazan.

Hoş geldin bahar kokulum, çiçek tenlim, deniz gözlüm.
-------------------------------------------------------------------------

Kabrimden kaldırdın beni. Adımı kazıdığım taşları kırdın. Sesimi yutan uçurumları uçuruma attın. Beni bana kattın yeniden. Sonsuzluğun müjdesini dokundurdun tenime. Bir İsâ [as] nefesi gibi dürttün kalbimi uykulardan. Ey gülüm, kokunu ver ruhuma. Uzaklara at cesedimi.

Bir uyanıştır Ramazan. Açlığın incelttiği bedeninde ruhuna daha çok yer kalır. Benliğin kabından çıkarsın, kutsiyetin Kâbe'sine varırsın. Bencilliğin kafesinden kurtulursun, meleklerin kanatlarına tutunursun. Yetimlerin gözlerindeki eşsiz sevince mimar olursun. Yoksulların gönlünde taş üstüne taş koyarsın. Ellerin kalbine değer ilk kez. Mûsa [as] gibi göğsünde "yedi beyza" taşırsın. Aklanırsın, arınırsın, kutsanırsın.

Hoş geldin tatlı sözlüm, gül yüzlüm, sultanım.
------------------------------------------------------------

Bak, nasıl da uslandım. Sözüne kandım. Bakışınla yıkandım. Hamdım, piştim, yandım. Huzuruna vardım. Yaralarımın hepsini kanattım. Hasretlerimin hepsini avuttum. Teselline susadım. Yüzüne acıktım. Orucunu tuttum. İftarına muntazırım. Yâkub [as] gibi gömleğinin kokusuyla açtın gözlerimi. Ey âl yanaklım, "hümeyrâm", yüzünü değdir yüzüme. Sözünün meltemine savur benliğimi.

Ne güzel terbiyedir oruç. Seni nefsinin karşısına koyar. Bedeninin kabuğuna derin çizikler atar. Teninde gül kokulu yaralar açar. Yüreğine fısıldar: "Sen sana ait değilsin!" Mideni boşalttıkça, kalbini doyurur. Ötelerden gelen kutlu bir kervan olur; seni kuyuda bulur, cennet karşılığı Sahibine satar.

Hoş geldin bi'tanem, nur tanem, nar tanem.
------------------------------------------------------------

Tut saçlarımdan kor gözlerinle.

Ellerimi yu ellerinin ateşinde.

Yüreğimi rehin tut sevdânın tenhasında.

Yanımda kal, benimle kal, bana kal bütün bayramların arefesinde.

Seni sana çağırıyor Ramazan.


Senai Demirci hayırlı Ramazanlar kardeşim baki selam ve dua ile

31 Août
FuTuH-uL GayBa écrit :
29 Août
SERKAN HANa écrit :
Image and video hosting by TinyPic
23 Août
FuTuH-uL GayBa écrit :
 
O Güzel Dualarında biz acizane kullarıda unutma inş. Allah(c.c.)ın rahmeti ve bereketi senin ailenin ve tüm islam aleminin üzerine olsunn
Hayırla KaL....
16 Août
ali sönmeza écrit :
16 Août
ahmed aka écrit :

Dostlarınızın beklentilerine cevap verin

Dostların kalbinden geçeni okumak, beklentisine cevap vermek çok önemlidir. Çünkü dost, dostunu hayal kırıklığına uğratmayan, beklentilerine cevap verendir. Dost aynı zamanda çok açık hareketiyle, gerektiğinde bilgi vererek kimi beklentilere niçin yetersiz kaldığını ifade etmelidir. Zira dostluğu korumak için suizan etmemek gerektiği gibi, suizanna sebep olmamak da boynumuzun borcu olmalıdır. Dostunuz, davetine katılmadığınız için size sitem edebilir. Siz söylemezseniz, nereden bilecek geceyi hastanede geçirdiğinizi…

daglar arasinda bir gol 

Gönül bir dost ister kahve bahane

Dostluk nitelikli bir paylaşım olduğuna göre, sadece derdinizi paylaşırken değil, çok güzel ve özel anları da birlikte geçirmelisiniz. Bunlar bir grup ortak dostla beraber olabileceği gibi çok önemsediğiniz tek bir dostla da olabilir. Mesela, ortada olağan veya programlı bir vesile yokken bile birkaç dakikalık, belki de birkaç saatlik baş başa sohbet ettiğiniz dostlarınız olmalı. Çok özel ve hoş bir mekânda bir kahve içebilir veya tatlı sohbetlerle süsleyeceğiniz farklı bir yemek yiyebilirsiniz. İşte o zaman yıllardır görüştüğünüz, belki aynı çatı altında omuz omuza çalıştığınız bir dostunuzun bilinmeyen yönlerini keşfedeceksiniz. Dertleri paylaşmak hastalığı tedavi ise, bu tür birliktelikler koruyucu hekimlik gibidir.

Tabiî bu tür yemekler evde de olabilir. Bunun için varsa bir vesileyi değerlendirir veya hiçbir sebep yokken bazen bir dostunuzu, bazen de ortak dostlarınızı yemeğe çağırabilirsiniz. Allah cömert insanları sever. Zaten dostluğun önemli bir özelliği de bol bol ikram etmektir. Belki de olumlu etkilerinden dolayı hesap sorulmayacak üç yemekten birisi de “arkadaşlarla birlikte yenen yemek” şeklinde rivayet edilir.

 

Hediyeleşin

Eğer dostunuz önemsiyorsa doğum günü ve benzer özel günlerine duyarlı olmak, hediye, ikram ve jestler yapmak onun gönlünü fethetmenize yarayacaktır.

Aslında hediye ve ikramlar için belirli günleri ve programları beklemeye gerek yok. Dost dediğin biraz da romantik olmalı. Nedir romantizm? Hiç beklenmedik anda sizi şaşırtan, sevinçten kanatlandıran jestler, sürprizler, duygu yüklü ve olağan dışı davranışlar değil mi? Hemen herkes dostunun hoşuna gidecek sürprizler yapabilir. Bunun için para ve imkânın çok olması gerekmez.

Sevgi ve özenle hazırlanmış bir ev yemeği de pekâlâ lüks bir lokanta kadar memnun edebilir. Kim bilir, bir dostunuza ikram edeceğiniz kâğıt helva veya elma şekeri onu çocukluğuna götürerek hayal dünyasında benzersiz bir seyahat ettirecektir. Eğer varlıklıysanız, yeni evlenen fakir bir dostunuza hoş bir beldede birkaç günlük balayı rezervasyonu yaptırdığınızı müjdeleyebilirsiniz. Bir kış akşamı yolculuktan dönen dost ve komşunuzun evine sımsıcak yemek göndermeniz de hoş bir sürpriz değil midir? Dostunuza özel yazacağınız bir şiir veya dörtlük, yıllardır dolaşan kalıp ifadeler yerine kendi imal edeceğiniz duygu yüklü bir cep mesajı onun dünyasında silinmez izler bırakabilir.

Jestler sadece maddî olmaz. Dostunuzun bir derdi veya isteği için kıldığınız hacet namazı, okuttuğunuz tefriciye hatmi, yaptığınız dualar da en güzel sürpriz değil mi?

Duygusal değil ama duygu yüklü olun

manzara resimleri , colarado da bir sabah gundogumu

kardeşim gülsüm hakkınızı helal edin seri yorum ekledim ama terbiyezi ahmak insanlar mahrem yorum ekliyorlar ve sanırım siz yoksunuz farjetmemişsiniz onlar arka sayfaya kaydı sizden reicam sayfayı açar açmaz acil silin dua ile

8 Août
ahmed aka écrit :
bir dost olmanın püf noktaları

 gunbatimi resimleri

 Dostluk kurmakta yetersizseniz, iyi dostluk kuranları taklit etmeye çalışın. Onların tanışma, iletişim ve ilişkilerini iyi gözlemleyin.

 Dostlukta tatlı dil, iltifat ve güler yüzün büyüleyici bir etkisi vardır. Bunları tam başaramıyorsanız, önceden plân ve egzersiz yapın.

 Her dost aynı mizaçta olmaz. Duyguları, beğenileri, tercihleri farklıdır. Onların dünyasına girip ilgilendikleri alan üzerinde yoğunlaşın. Bir derdi varsa paylaşın, yardımcı olun. Dostlarınızın çevresi ve ilgi alanı hakkında da bilgiler edinin.

 Hızlı hayat temposunda dostlarınızı unutmamak için ara sıra telefon veya adres rehberinizi gözden geçirin. Uzaklardaysa bir telefonla bile halini hatırını sorun.

 Eğer dostlarınız çoksa onların doğum, ölüm, düğün, askerlik, hac ve benzeri durumlarını izlemek için ajandanıza notlar alın.

 Dostlukları canlı tutmak için hiç sebepsiz yere ortak dostlarınızla bir araya gelip muhabbet edin. Unutmayın ki, “Zamanım yok” iddiası televizyon mahkûmlarının bir palavrasıdır.

 Yeni bir dostunuzu kısa zamanda dost çevrenizle tanıştırın. Böylece kendi haline bırakılsa yıllarca sürecek bir tanışmayı kısa zamanda gerçekleştirin ki, yaşanacak güzel anlar ertelenmesin.

 Bazıları diliyle çok kırıcıdır, ama hemen pişman olur. Bu durumda hiç değilse özür dileyerek gönlünü almak gerekir.

 Eğer mensup olduğunuz bir cemaat, ekol, fikir hareketi varsa, diğer din kardeşlerinizden de dostlar edinmekten çekinmeyin.

 İnsanları tanımanıza ve yeni dostluklar kurmanıza vesile olacak öğrencilik, askerlik, yolculuk, hac, tatil ve benzeri durumları iyi değerlendirin. “Keşke adresini ve telefonunu alsaydım” dememek için gereğini zamanında yapın.

 Gerçekten çok yoğun olduğunuz için ilişkilerde yetersiz kalmışsanız, hiç değilse karşılaştığınızda özür dileyip ihmal etmediğinizi belirtin.

 Dostunuzun mektup, mail, telefon ve mesajlarına mutlaka cevap verin.

Sık sık telefon numaralarınızı değiştirmeyin. Hiç değilse biri sabit kalsın ki, sizi arayan dostlarınız bulabilsinler.

cemil Tokpınar

Moral Dünyası dergisi

dsc02278.jpg
" birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz mazide, birimiz müstakbelde, birimiz dünyada, birimiz ahirette olsak biz birbirimizle beraberiz"

8 Août
ahmed aka écrit :

 

Bir yolculuk bu. İnsanlığın kutlu önderinin Mekke'den Kudüs'e, oradan, tarif edilmez yüceliklere yaptığı yolculuk...

Bize, safahatı Kur'an vasıtasıyla bildirilen bir yolculuk.

Hazreti Ebubekir'in “O söylüyorsa doğrudur” diyerek tasdik ettiği yolculuk...

İnsanoğlunun Yaradan katına yükseliş hadisesi...

Bütün çağlara, bütün insanlığa önderlik edecek bir kutlu simanın Yaradan'ın kudret eliyle terbiye edildiği süreçte eşine rastlanmaz bir buluşma...

Melekleri geride bırakan bir insani yüceliş...

Mirac her sene gelir ve yoklar bizi...

Bu yüceliş yolculuğunda neredeyiz?

Yola çıktık mı, hala beklemede miyiz, yolun hangi kilometresindeyiz... Emekliyor muyuz, uçuyor muyuz? Bindiğimiz bir Burak var mı? Cebrail'in kanatlarıyla yarışıyor muyuz?

Yaradan'a doğru yolculukta nerelerdeyiz?

Kur'an'da bir ayette “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir” buyuruluyor.

O, yani Kainatın yaratıcısı...

Bunu O buyuruyor.

O, “Ben size şah damarınızdan yakınım” buyuruyor.

Ve İslam insandan, bunun idrak edilmesini istiyor.

O sizinle beraberken siz kiminlesiniz?

Kiminle olduğunuzun farkında mısınız?

Mirac, O'nunla birliktelik idrakine doymanın timsali...

Mirac, Allah Rasulü'nün mutlak huzur hali... Huzur'da doyum hali...

Allah
Rasulü, bütün çağlarda ve bütün coğrafyalarda insanlığın elinden tutmak için geldi, elini bütün çağlara ve bütün insanlığa uzatıyor.

Onun tüm hayatı insanoğlu için eskimez bir örnek... Güzel bir örnek. En güzel örnek. İster bir çocuğa gösterdiği sevgiyi örnek alın, ister namazı nasıl kıldığını, ister komşusu açken tok sabahlamanın mü'mine yakışmayan bir davranış olduğu umdesini...

Onun elinden tutun yeter ki... Gülümsemesinde bile farklı bir insani güzellik bulursunuz.

Ve Mirac da O'nun hayatından bir parça...

Bunun anlamı, izinde yürüyene Mirac yolu açık demek mi? İzinde yürüyen O'nun gibi Yaradan katına doğru ışıktan, sesten öte bir hızla yükselebilir demek mi?

Neden olmasın?

Mirac, her şeyden önce bir yürek kıvamı meselesi...

Bizzat kendi lisanıyla bildirdiğine göre Allah Rasulü, Mirac'a kalbi süt ve imanla yıkanarak hazırlandı. Melekler ovdular kalbini...

O kalbi kıvamla yolculuk başladı... Yücelerin yolu öyle açıldı.

Öyleyse, O'nun izinden gidenler de kalplerini imanla ovarak süt berraklığına kavuşturacaklar.

Kur'an bize, “İmanın kalplere nüfuz edeceği bir kıvam”dan söz ediyor. İslam'a girdikten sonra, oraya doğru bir yolculuk istiyor bizden.

İşte Mirac, o yolculuk seyrinin ucundadır.

“Ve hüve maaküm, eynema küntüm – Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.”

Mirac, bu ayetin idrakinde saklı.

Allah Rasulü, Mirac'tan Namaz ibadeti ile dönüyor.

Ve, Mevlid yazarı Süleyman Çelebi, “Ümmetin miracını kıldım namaz” gibi Rahmani bir müjdeye yer veriyor Mevlid'inde...

Mirac ve namaz, namaz ve Mirac içiçe onun için...

“Mirac her sene gelir ve yoklar bizi...
Bu yüceliş yolculuğunda neredeyiz?”

 

selam ve dua ile.


8 Août
ahmed aka écrit :
 
Su Damlalarının Güzelliği
 
"Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki,onlar bunlardan yüz çevirerek üzerlerinde(düşünmeden)geçer giderler.(Yusuf,105)"






Her suret Seni göstermeye bahanedir.

Her ayinede görünen Senden nişanedir








Her zerre 'Bir'liğini açıkça seslendirmektedir.

Her varlık kudretini ayan beyan dillendirmektedir.

Öyle şiddetli görünüyorsun ki, ışığın gözü kamaşıp Seni perdelemektedir.








Öyle ZAHİRSİN ki,kimse gözünü Senden ayıramadığı için Seni fark edememektedir.

Sen kudret ve rahmet eserlerini görünür kılmasan, aklımın ayağı dolaşır.

Sen güzel isimlerini aşikar etmesen,ruhum karanlıkta kalır.







Görünenler Senin görünmek dilemenle görünür;görünenlerin sırrını aç bana.

Görünenler Senin göstermenle görünür;eşyanın hakikatını göster bana.








Senden başkası tanık olmaya değmiyor.;zuhuruna tanık olanlardan eyle beni.

Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor;ayetlerine şahit yaz beni.

Gözlerim Seni görmeye yetmiyor;kalbimde görünür eyle KENDİNİ...



SENAİ DEMİRCİ






Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik."

(Kaf Suresi, 9)
8 Août
ahmed aka écrit :



 





 Rahmân, Rahîm Allah’ın Adıyla.

  Övgü Allah’a mahsustur; alemi var etmeden önce varolan ve her şey helak olduktan sonra var olacak en son O’dur.O kendisini ananları unutmayan bilgi sahibidir. O şükrünü yerine getirenlere nimetlerini azaltmaz.

 Kendisini çağıranı mahrum etmez ve kendisine ümit bağlayanın ümidini kırmaz.

   Allah’ım! Şahadet ederim ki yegane mabut sensin; senden başka tapılacak hiçbir mabut yoktur; ortak ve benzerin yoktur. Senin sözünde hilaf ve değişiklik olmaz; bu şahadetime seni şahit kılıyorum ve senin şahitliğin de yeter.

  Şahadet ederim ki hz.Muhammed  senin kulun ve peygamberindir. O, peygamberlik görevini hakkıyla yerine getirdi. Allah yolunda İslam için hakkıyla çalıştı. Gerçekten o, Allah katındaki sevabı müjdeledi ve Allah’ın vaat ettiği azapla korkuttu.

   Allah’ım! Yaşattığın sürece bana, dininde sebat ver; hidayete kavuşturduktan sonra kalbimi saptırma; katından bana rahmet ihsan et. Şüphesiz sen çok bağışlayansın.Hz.Muhammed ve onun Ehl-i Beyt’ine özel rahmet gönder. Beni onun yolunda gidenlerden ve kıyamet gününde onunla bir arada kıl.

    Bizleri,Cuma günlerinin farizalarını ve o günde üzerimize farz kıldığın görevleri yerine getirmeye muvaffak eyle.Kıyamet gününde bizi Cuma ehlinin mükafatıyla mükafatlandır. Şüphesiz sensin Aziz ve Hakim....

8 Août
ahmed aka écrit :


ERKEKLER AĞLAMAZ(MI)?... 
Ağlamak zayıflık belirtisi midir? Ağlamak kadınların süsü de erkeklere yakışmaz mı?...
" Koskoca adam ağladı...Hem de hüngür hüngür..." Ağlayamaz mı yani, insan değil mi o?

Neden ağlamak gelir de içlerinden,kendilerini tutarlar ki,onun yerine bi sigara yakarlar, ya da başka yöne çevirirler yüzlerini...

Bu empozenin esiri mi olmuşlar: Erkekler ağlamaz...

Ağlamak ruhun feryadı değil midir, kalb sızlayınca; acıyınca; yanınca dökülmez mi gözyaşı? Erkekler ağlamıyorsa eğer ya kapleri taş olmuş, ya gurur gözpınarlarını kurutmuş, ya da kadınların keşfedemediği bir metod bulmuşlar sinelerinin feryadını
izhar edecek...

Enes Bin Malik R.a, Rasulullah aleyhisselam efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:"Akan yaşı ile ağ gelen ve zayıflayan bir gözü, ALLAH Teala ateşte yakmayı haram kılar.
O yaş sahibinin gözüne akarsa...sıkıntı ve zillet görmez. İyilik babından hangi amel olursa olsun onun bir sevabı vardır.
Göz yaşı başka...O ateşin alevini söndürür.
Bir ümmet içinde ALLAH yolunda haşyet duyup ağlayan varsa.. onun gözyaşı hürmetine, o ümmete ALLAH -ü Teala merhamet eder."

Kaab el-ahbar radıyALLAH u anh şöyle demiştir:
"ALLAH korkusu ile ağladığımda, gözyaşlarımın yanaklarıma akması,

 benim için ağırlığımca altın sadaka vermekten daha hoştur.

ALLAH korkusundan ağlayan bir kimsenin yere düşen gözyaşı, hararetten buhar olur, semaya çıkar; bir daha da dönmez.

Tıpkı gökten inen yağmurun bir daha göğe çıkayacağı gibi.

Bunların nasıl dönüşü olmazsa, dünyada ALLAH için ağlayana da cehennem ateşi dokunmaz... "

İkrime,İbn-i Abbas'ın radıyALLAH u anh,şöyle dediğini anlatıyor:
"Bir göz,ancak ALLAH 'ın fazlı ile ağlar.Melek,bir kimsenin kalbini silip temizlemedikçe, gözü ağlayamaz."

Temim-i Dari'nin,radıyALLAH u anh,şu ayet-i kerimeyi sabaha kadar tekrar tekrar okuyup ağladığı rivayet edildi:
"Yoksa kötülükleri kazananlar,kendilerini,iman edip iyi iyi amel ve hareketlerde bulunanlar gibi mi yapacağız sanıyorlar?" (45/21) (Tenbihul Gafilin) Onlar ALLAH korkusuyla öyle çok gözyaşı döküyorlardı ki...
Sadece ALLAH korkusu sebebiyle mi, hayır, naçar bir kardeşin haline ağlayan da vardı:

Yiğitlik, mertlik, adalet timsali Hz Ömer, radıyALLAH u anh, birgün ağlayarak (ağlamak zayıflık olsaydı o mert sahabi ağlar mıydı..)
Rasulullah'ın huzuruna çıkar ve Rasulullah aleyhissalatu vesselam ona sorar:

" Ya Ömer, neden ağlarsın?
-Ya RasulalALLAH ,kapıda bir genç var, öyle ağlıyor ki ciğerimi yaktı.."


Gözyaşı zahirde gözden aksa da, aslında kalbimizden,

ciğerlerimizden
sökülüp gelen bir rahmet tecellisi, kadın erkek ayırt edilmeden bahşedilmiş bir hediye...

 

 Günahlara ödenen diyet...

 Gözyaşı kalbin soğukluğunu gideren bir meltem, gözyaşı ruha akan esin...

 

gözyaşı iskenceler altın olan Müslümanlara...

gözyaşı Zulme uğrayıp sahipsiz kalanlara...

 gözyaşı Büyük Şeytanın Döktüğü kanlara...

gözyaşı şehadete.. gözyaşı ALLAH c.c Kulluğa...

gözyaşı Hepimize, Hepinize...ağlamak yakışır,

 çünkü ALLAH cc için akan her gözyaşında Rahmet,

 

Bereket ve pişmanlık vardir...

 Evet Kul olana kadar ağlamak...

 Ümmet olana kadar ağlamak...

Zulüm bitip Din hakim olana kadar ağlamak...

 

 Zafere kadar ağlamak...

Dertli insan ağlar kadın erkek farketmez biz Kadınıyla, erkeği ile dertliyiz

 

Derdimiz ALLAH cc kul olmak ve yolunda ölmektir...

ve diyorumki Şehadete kadar ağlamak...

Ağlayamıyor musunuz?

Erkekseniz ağlayın...!! 


 

8 Août
ahmed aka écrit :

Kara bulutların ardından umutlarla beraber doğan, güneş gibisin…
Sen herkes yok iken en yakınımda hissettiğim, hayat veren nefes gibisin…
Yüreğime düşen göz yaşlarımın sebebisin…
Bir fırtına misali dalgalarla boğuşurken hayat denizinde;
Sen ellerimden tutup yaşama geri döndüren can gibisin..

Ey Resul! Sen; gönül diyarında sevdalıların en nadide gülüsün..

Koklamaya utanırım, dokunmaya cesaretim yok..!
Hangi halime güvenip geleyim Sana..!
Ümmetin olduğumu nasıl ispatlayayım..!
Ben garipler diyarının en gafil garibi, nasıl geleyim Sana..
Sen ki emanet ettiklerinle en güvenilir rehber…
Sen uyarıcı Peygamber.. Sana lâyık değildir ki bu sözler…
Gece yarılarında bozuk lehçemle Sen’i sorarım, Sen’i bulanlara…

Yol gösterirler sonu Sana ulaşan…
Yürümeye halim yok, Sana gelecek kadar güçlü değilim…
Ey gözümün nuru Sultanım..!
Ne zaman Sen’i duysam dillerden.
Önce bir gül gelir gözlerimin önüne ve hayallerimdeki Sen…!
Damarımda akan kan kadar gereklisin düşüncelerimde,
Ruhu çekilmiş ceset gibiyim ayaklarının önünde..
Ne olur! Bir kez! O rahmet deryası gözlerinle bakıver. Ey Nebi… Kalbim erisin…

Göz yaşlarım tükendi, hasret gecelerinde ağlamaktan..!

Mekke’deki hasret, Medine’deki vuslat..
Yüz binlerce salât ve selâm olsun Sana..
Yüreğimden kopup gelen bir sedâyla sesleniyorum Sana.

Es-selâtu vesselâmu Aleyke Ya Rasulalah….!


Ayşe Elçin

 

http://img482.imageshack.us/img482/2946/crimsonrosefc9.jpg

 

 

8 Août
ahmed aka écrit :
Günde kaç kez seni seviyorum dersiniz?

Elbette annenizi, babanızı, eşinizi, çocuklarınızı, torunlarınızı, yakınlarınızı, arkadaşlarınızı ve dostlarınızı seviyorsunuzdur...
Peki, bunu onlara da söylüyor musunuz?..

Ya da şöyle sorayım: Günde kaç kez “Seni seviyorum” diyorsunuz?
“Zaten biliyorlar” diyeceksiniz.
Belki, ama ağzınızdan duymak eminim daha hoşlarına gidecek ve sizi sırf bu yüzden daha çok sevecekler.
Bir gün Âlişân Efendimiz’e ashabdan biri gelmiş ve sokaktan geçen bir adamı göstererek;
“Yâ ResûlALLAH, ben şu giden adamı çok seviyorum” demiş...
Hazret-i Âlişan Efendimiz sormuş: “O bunu biliyor mu?”
“Hayır, çünkü henüz söylemeye fırsatım olmadı.”
“Git hemen söyle” buyurmuş, Âlişân.
“Yarın söylerim” demezsiniz değil mi, sevgili dostlarım. Çünkü hiç kimsenin, hiçbirimizin “yarın”ı yoktur...
Yarın gelir, ama biz söylemek istediğimizi söyleyemeyebiliriz... (Çünkü yarına kadar ölebiliriz)
Ya da söyleriz, ama sesimizi duyuramayabiliriz... (Çünkü sevdiğimiz ölebilir)

İyi bir dostum vardı:
İyiydi, ama o iyilikten beklenmeyecek bazı patavatsızlıkları (kusurları) vardı...
Çeşitli toplantılarda buluşurduk.
Her buluşmamızda, “Şimdi şunu bir kenara çekeyim, şu patavatsızlıklarından kurtulmaya çalışmasını söyleyeyim” diye düşünürdüm.
Ha “bugün”, ha “yarın” derken, söylemek istediklerimi bir türlü söyleyemedim...
Ve bir sabah dostumun öldüğünü öğrendim...
Ağladım: Çünkü dostumu ikaz etmeyi daima ertelediğim için, dostum kusurlarıyla birlikte ölmüştü.
“Keşke” diye düşündüm, “söylemiş olsaydım.”
Hayatımızda ne kadar az “keşke” varsa sevgili dostlarım, o kadar doğru yaşıyoruz demektir.
Oğlum kansere yakalanmıştı...
Günün birinde doktor bana “Tıp bitti Yavuz Bey” dedi...
Tıbben yapılabilecek bir şey kalmadığını söylemeye çalışıyordu...
Hayatla memat arasına sıkışmış buldum kendimi...
Oğlumun yattığı odaya koştum, ellerini ellerime aldım ve göz yaşları arasında,
“Seni çok seviyorum güzeller güzeli” diye fısıldadım, “Sakın beni bırakma.”
Beni duyabiliyorken neden sık sık sarılmadığıma, onu sevdiğimi sık sık söylemediğime öyle bir pişman olmuştum ki, anlatamam.
Neyse, Yaradan onu bize bağışladı ve sık sık sevdiğimi söyleme fırsatını buldum.

Mezarlıklara gittiğinizde çevreden gelen seslere kulak verin:
“Seni seviyorum” fısıltıları duyacaksınız...
Bilin ki onlar, bu cümleyi söylemekte çok gecikenlerdir.

Sevgiyi söylemenin çeşitli yol ve yöntemleri var, ancak bunların hiçbiri ölüm anına, yahut sonrasına ertelenmemelidir...
Sevdiğinizin cebine küçücük notlar koyabilirsiniz...
Cep telefonuna sevgi mesajı çekebilirsiniz...
Yakınınızda bile olsa duygulu bir mektup yazabilir, çok istediği bir şeyi hediye edebilir, ya da ona bir şiir yazabilirsiniz...
“Şair değilim” demeyin: Herkes kendince şairdir, bir şeyler karalayabilir, ve şiirle sevgi iletişimi en iyi yöntemlerden biridir.
Yine de sevgiyi söylemenin en iyi yöntemi, sevdiğiniz insanın gözlerinin içine bakıp gülümsemek ve “Seni çok seviyorum” demektir...
Bence en doğru, en kestirme, en etkileyici ve en geçerli yol budur.

Yaşlı adam, karısının taze mezarının başına çömelmiş, bir şeyler mırıldanıyordu...
Kızı kulak kabarttı. Babası mütemadiyen, “Seni seviyorum karıcığım, seni çok seviyorum” diyordu.
Annesinin sağlığında babasının ağzından böyle bir sevgi sözcüğü duymadığı için çok şaşırdı:
“Annemi bu kadar sevdiğini bilmiyordum baba...”
Yaşlı adam kızına acı acı gülümsedi:
“O da bilmiyordu, çünkü hiç söyleyememiştim...”

8 Août